İnsan hayatının belki de en unutulmaz anları vedalardan oluşur. Eksilmek, artmaktan daha etkilidir çünkü acı, bir duygu değildir bir sonuçtur. Belirli duyguların bir araya gelerek zihnimize uyguladığı bir baskıdır. Fiziksel bir darbe sonucu hissedilen acıdan daha güçlü olduğu zamanların olması bu yüzdendir. İşte vedalar bu acı kavramının en karmaşık ve zorlu olanını oluşturur. Ölüm en güçlü vedadır çünkü gidenin geri gelme ihtimalini kesinkes ortadan kaldırır. O küçücük tekrar görme ihtimalini Azrail’in yok ettiğini biliriz. Bu yüzdendir ki kalan için bu acının birazını dindirir. Gidenin kendi isteğiyle gitmediğini bilmek bize biraz da olsa güç verir. Bu noktada intihar edenler aklınıza gelebilir. Onların bu vedayı kendi isteğiyle seçmesi zaten birazcık da geride kalanların suçlu olduğuna inanmasındandır ancak konumuz bu değildir. Oğuz Atay ne yazmıştı: “Bir de vedalar albayım, vedalar. Ben vedaları sevmem albayım. Hiç gitmesin insanlar. Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üz...
Hayatın akışı manzaralı güzel bir köşeye kuruldum. Yargılarım sandıkta kilitli kalmakla yetiniyor. Defterimin boş yapraklarını da doldurmuyorum. Sesim, susamış bir ağacın suyu çekişi duyulacak bir sessizliğe biat etmiş durumda. Özgürlük istiyor kimileri. Kısıtlama olmadan davranmalı, düşüncelerimi özgürce haykırmalıyım diyorlar. Bok haykırırsın sen. Küreselleşmiş etiğin, ulusal etiğin, kültürel etiğin hatta mahallenin etiğinin oluşturduğu çerçevenin bir resmisin. Zincirlerini kendin kilitleyecek kadar özgür olacaksın. Mutluluk istiyor kimileri. Duvarına sabitlediği kocaman ekranda gördükleri parıldıyor hayallerinde. Vaatlerden besleniyor ruhları. Maddi, manevi her şeyin zirvelerini zorlamak istiyorlar. Mutluluk denen zırvaya odaklanıp ter dökecekler, ağlayıp duracaklar bir ömür kadar. Eğlenmek istiyor kimileri. Huzurun sadece gülmekten ibaret olduğunu sanan cahil sürüleri. Üzülmenin, öfkelenmenin, korkmanın ve daha birçoğunun ince ince işlenmiş güzelliğini yakalayamada...